CXBulletin okurları için bu rapordan çıkardığımız en temel ders, teknolojinin müşteri deneyimini desteklemesi gerektiği ancak asla samimi bir insan iletişiminin yerini alamayacağı gerçeğidir. 

Raporda dikkat çeken en çarpıcı verilerden biri tüketicilerin %59’unun iyi bir müşteri deneyimi için daha fazla ödeme yapmaya razı olması. Ekonomik dalgalanmalara rağmen bu oranın artış göstermesi, harika bir hizmetin fiyat hassasiyetini nasıl kırdığını açıkça ortaya koyuyor. Ayrıca kolaylık kavramı artık markalar için bir farklılaşma unsuru olmaktan çıkıp tamamen standart bir beklentiye dönüşmüş durumda. Müşteriler rahat ve pürüzsüz bir deneyim bulamadıklarında markayı anında cezalandırıyor. 

Yapay zeka araçlarının hızla gelişmesine karşın müşterilerin sorun çözme tercihlerinde geleneksel yöntemler gücünü koruyor. Katılımcıların yüzde altmış sekizi bir sorun yaşadıklarında dijital asistanlar yerine canlı bir müşteri temsilcisiyle telefonda görüşmeyi tercih ediyor. Bu noktada kuşaklar arası farkları da net olarak görebilmek ve dijitalleşmenin sandığımız kadar baskın olmadığını göstermek adına araştırmanın demografik verilerinden faydalanmalıyız. 

Müşterilerin markaları neden terk ettiğine dair veriler de sadakatin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. İnsan odaklı hatalar, teknolojik aksaklıklardan çok daha fazla müşteri kaybına yol açıyor. Özellikle çalışanların tutumu bu noktada en kritik eşik olarak karşımıza çıkıyor. 

Bu araştırmayı Kuzey Amerika perspektifinden incelesem de, Shep Hyken’ın bulguları Türkiye pazarındaki dinamiklerle de tam anlamıyla örtüşüyor. Türkiye gibi duygusal bağların ve anlık iletişimin çok daha kritik olduğu bir pazarda müşteriler sorunlarının hızlıca ve empatik bir yaklaşımla çözülmesini talep ediyor. Teknolojiye yatırım yaparken insan kaynağımızı eğitmekten ve güçlendirmekten vazgeçmemeliyiz. Liderler olarak görevimiz, dijital araçların sunduğu verimliliği, insanın sunduğu sıcaklık ve güvenle harmanlamaktır.

Yorumlar

Avatar

or to participate

Bunları da beğenebilirsiniz