İşte tam bu noktada, kurumsal sesli asistan teknolojileri geliştiren PolyAI, masaya yumruğunu vurdu. Hem de dünyanın en zor beğenen, en sabırsız adamı Gordon Ramsay ile.
Kampanyanın mesajı net: "Müşteri hizmetleri bir kabus olmak zorunda değil."
Mutfakta Neler Oluyor?
PolyAI, yeni reklam serisinde Gordon Ramsay’i "marka yüzü" yapmaktan öte, teknolojiyi limitlerine kadar zorlayan bir "Baş Test Edici" olarak konumlandırdı. Ramsay, o bildiğimiz hırçın tavrıyla bir servisi arıyor; bağırıyor, söz kesiyor, karmaşık ve anlamsız isteklerde bulunuyor.
Normal şartlarda bir chatbotun "Anlayamadım, lütfen tekrar edin" döngüsüne girmesini beklersiniz, değil mi? Ama olmuyor. Karşısındaki yapay zeka o kadar doğal, o kadar akıcı ve o kadar "sakin" cevap veriyor ki; Ramsay bile şaşırıp kalıyor.
Gordon Ramsey & PolyAI reklam filmi
Reklamı izlerken aslında hepimizin aklından geçen o "acaba ben arasam ne olurdu?" sorusuna çok zekice bir cevap veriliyor. Dikkat ettiyseniz, Ramsay sisteme yüklenirken karşısındaki ses, eski usul robotlar gibi mekanik cevaplar vermiyor. Duraksıyor, "hmm"lıyor, hatta Ramsay'in sözünü kesmesine izin verip kaldığı yerden doğal bir tonda devam ediyor. Bu akıcılık, müşterinin "bir robotla konuşuyorum" önyargısını kırıp, sadece çözümün kendisine odaklanmasını sağlıyor.
PolyAI burada aslında sessiz ama çok iddialı bir meydan okuma yapıyor. Genelde markalar teknoloji demolarında "mutlu senaryoları" gösterir. Onlar ise çıtayı en tepeye, dünyanın en tahammülsüz müşterisine koymuşlar. Alt metin çok net: "Eğer Ramsay’i bile delirtmeden, o meşhur öfke nöbetine girmesine izin vermeden sorununu çözebiliyorsak, sizin en stresli anınızda da yanınızdayız."
Ve günün sonunda şefi sakinleştiren şey, asistanın yapay nezaketi değil, hızı oldu. Bekleme müziği yok, gereksiz teyit cümleleri yok. Belki de yeni nesil müşteri deneyiminde lüks anlayışımız değişiyor; artık uzun uzun "haklısınız efendim" cümleleri duymak değil, sorunun saniyeler içinde, pürüzsüzce buharlaşıp gitmesini istiyoruz. Ramsay bile buna "Hayır" diyemedi.

Türkiye Piyasası İçin Ne Anlama Geliyor?
Gelelim bizim coğrafyaya... Türkiye, çağrı merkezi trafiğinin ve duygusal tansiyonun çok yüksek olduğu bir pazar. Bizim insanımız "Tuşlamalı Menü"den nefret eder, sabırsızdır ve derdini anlatıp hemen "insana" ulaşmak için ısrarla sıfıra basar.
Türk firmaları için bu teknolojinin vaadi büyük: Artık amaç "telefonu açmak" değil, karşıdakini (robot olsa bile) anlaşılmış hissettirmek. Müşteriniz İstanbul trafiğinde sıkışmış, sinirli bir şekilde bağırıyor olsa bile; sizin AI'nız "Yes, Chef!" disipliniyle sorunu çözüyorsa, o müşteri sadık kalacaktır.