Yurt Dışında Banka Hesabı Açmak: Bir Zaman Yolculuğu

Neredeyse 20 sene önce ilk kez sıfır kilometre bir otomobil alacaktım. Sportif, Alman bir aracı seçtiğim için de heyecanım bir kat daha arttı. Sabırsızlıkla teslim alacağım günü bekledim. Teslimat sırasında şu cümleyi çok iyi hatırlıyorum: “Sizi bir anket için arayacaklar. Aldığınız hizmete özellikle ‘mükemmel’ kelimesini kullanmazsanız primimi keserler. Telefonda 0 ile 9 arasında bir puan tuşlatacaklar; ona da 9 girin yoksa yanarım.” İster istemez telaşlandım. Benimle çok ilgilenen satış görevlisinin ekmeğiyle oynamak hiç istemezdim. Anket için aradıklarında hazır olmak için söyleyeceklerimi defalarca tekrar ettim ve arandıktan sonra da hemen haber verdim. Görev başarıyla tamamlandı!

Yıllar içinde başka marka araçlarım oldu. Gerek satın alırken gerekse de rutin bakımlarında hiç ama hiç değişmeyen şey: “…size bir anket gelecek…”

Geçen sene ailecek Kanada’ya yerleştik. İlk işlerden biri de otomobil almaktı. Bu başlı başına ayrı bir makalenin konusu olsa da; güven vermeyen ve aracı satabilmek adına boya koruma gibi ek paketleri zorunlu kılan satış temsilcileriyle karşılaşmak, bizi bir an için kendimizi ülkemizde hissettirdi.

Aracı teslim aldığımız gün, bize adeta zorla beş yıldızlı bir Google değerlendirmesi yazdırdılar. Anket konusunda tembihlendik. Test sürüşü talep etmemize ve bu talebimizin karşılanmamasına rağmen, 'anketteki test sürüşü sorusuna mutlaka evet demelisiniz' şeklindeki pişkin yönlendirmeye de maruz kaldık. Anketi de birlikte doldurduk 😊 Dayanamadım, eşimin tüm kaş, göz işaretlerine aldırış etmeyerek, meslek hastalığım devreye girip bunun aslında pek doğru ve etik olmadığını anlatmaya başladım. Rahatsız edici sessizliği bozmak bana kaldı: ‘Haydi şu anketi dolduralım’ 😊

Sonra eşimin haberinin olmadığı, muhtemelen bu satırlarla öğreneceği bir şey yaptım: Satın aldığım Güney Kore aracının genel merkezine(!) yazdım ve Kanada operasyonunda ‘müşteriyi koşullandıran’ bir geribildirim mekanizmasına sahip olduklarını, bunun sakıncalarını, ilgilenmek isteyebileceklerini ilettim. Yanıt, daha da dramatik: Şikayetimi(!) ilgili bayiye yönlendirebileceklerini söylediler.🥲

Skor Peşinde Koşarken Kaybedilen Gerçek Deneyim

Bu yüzden geçen haftaki “Starbucks'ın Yeni Prim Sistemi: Müşteri Deneyiminde 'Müşteriyi Eğitmek' Tuzağı” yazımda dayanamayıp otomobil sektörüne değindim. Bu yazının üzerine CX Bulletin üyelerimizden epostalar alınca da bu konuyu biraz daha açmaya karar verdim:

Bir CarMax kurluşu olan Edmunds’un aktardığı tabloya göre birçok bayide 8 ya da 9 vermek, çalışan açısından neredeyse sıfır gibi sonuç üretebiliyor; bazı üreticilerde bu skorlar bayi bonuslarını, envanter avantajlarını ve çalışan gelirini etkileyebiliyor. Los Angeles Times da müşteri anketlerinin zamanla (anlamı korumak için tercüme etmeden aynen aktarıyorum) “bad data, awkward interactions, nervous employees and coached responses” üreten bir yapıya kayabildiğini yazmıştı. Kanada otomotiv yayınlarında da müşteri memnuniyeti anketlerinin çoğu zaman geri bildirimden çok, skora dönüştüğü, yüksek skorlarla yorumların birbiriyle çelişebildiği ve sektörün geri bildirimi bazen dinlemek yerine puanı yönetmeye kaydığı açıkça dile getiriliyor. (Yani sadece benim kişisel deneyimim değil bu durum…)

Goodhart Yasası Bize Ne Söylüyor?

Veri Kalitesi

Bir ölçüm, çalışanın cebine dokunduğu anda, artık yalnızca ölçüm değildir; davranışı da değiştirir. Goodhart Yasası bunu çok net anlatır: Bir ölçü hedef haline geldiğinde, iyi bir ölçü olmaktan çıkar. CNA’nın Goodhart analizi de ödüle bağlanan ölçümlerin manipülasyon teşviki ürettiğini ve bazen sistemin gerçek etkinliğini düşürürken performans göstergesini yükseltebildiğini söylüyor. Yani tabloda yeşil görünen metrik, sahada iyileşme olduğu anlamına gelmeyebilir.

Anket cevabının zaten nötr bir veri olmaması

Pew Research, anketlerde “sosyal beğenirlik yanılgısı” riskine dikkat çekiyor: İnsanlar kabul görmek ve beğenilmek istedikleri için gerçeği değil, sosyal olarak daha uygun görünen cevabı verebiliyor. Müşteri, karşısındaki servis danışmanının primini ya da işini etkileyeceğini düşündüğünde (tıpkı benim örneğimde olduğu gibi) bu baskı daha da artar. Böylece anket, deneyimi ölçmek yerine ilişkiyi yönetme aracına dönüşür.

Dürüst geri bildirimin cezalandırılması

Çalışan, müşteriden yüksek puan istemeye başlarsa, organizasyon doğal olarak olumsuz geri bildirimi tehdit olarak görmeye başlar. O anda kurumun refleksi öğrenmek değil, puanı korumak olur. Kanada otomotiv sektöründeki yorumlarda da aynı mesele öne çıkıyor: anketler giderek “feedback” yerine “score” odaklı hale geliyor ve sözlü yorumlar çoğu zaman skorlardan farklı bir gerçeklik anlatıyor. Bu, özellikle servis, bayi, perakende ve çağrı merkezi gibi ön safta çalışan ekiplerde kurumsal körlük yaratır.

Sadakat ve memnuniyetin birbirine karıştırılması

JD Power verileri, yüksek servis memnuniyetinin geri dönüş ve yeniden satın alma niyetiyle güçlü ilişki gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu önemli. Ama bu şu anlama gelmez: “O halde çalışan gelirini doğrudan anket puanına bağlayalım.” Çünkü memnuniyet ile sadakat arasında ilişki vardır; fakat manipüle edilmiş memnuniyet skoru ile gerçek sadakat arasında aynı ilişki kurulamaz. PwC’nin 2025 müşteri deneyimi araştırması da yöneticilerle müşteriler arasında ciddi bir algı farkı olduğunu gösteriyor: yöneticilerin yaklaşık %90’ı sadakatin arttığını söylerken, tüketicilerin yalnızca %40’ı aynı fikirde. İşte bu fark, şişmiş metriklerin kurumsal kör noktaya dönüşme riskini büyütür.

Asıl mesele: müşteri deneyimi değil, ölçüm tasarımı

Burada verilmesi gereken mesaj şu: çalışanı ödüllendirmek yanlış değil. Hatta çoğu sektörde gerekli. Sorun, hangi davranışı ödüllendirdiğinizdir.

Çalışana şu mesajı verdiğinizde sistem bozulur: “Müşteri sana yüksek puan verirse kazanırsın.” Çünkü o andan sonra çalışanın zihninde müşteri deneyimini iyileştirmek ile müşteriyi doğru cevaba yönlendirmek aynı şeymiş gibi görünmeye başlar. Amacınız gerçekten müşterinizin ne düşündüğünü öğrenmek, gelişmekse, bundan kesinlikle uzak durun.

Daha sağlıklı mesaj ise şudur: “Sen doğru deneyimi üret; biz bunu tek bir anket skorundan değil, daha dengeli bir performans tasarımından anlayalım.

Hızlı düzenleme için ilk formül belli: X-data, insanların ne hissettiğini; O-data ise operasyonel olarak ne olduğunu gösterir. Gerçek ilerleme, bu ikisini birlikte okuyabildiğinizde başlar. Tasarım, “metik” için değil “aksiyon” için kurulması gerekir.

Peki organizasyonlar ne yapmalı?

Sihirli formülü hemen paylaşayım: Kültür değişimi. Peter Drucker’ın kulaklarını çınlatmanın tam sırası:

En harika ürün ve hizmet sizde olsun, (en müthiş teknoloji, altyapı, müşteri deneyimini ölçmek için şahane oyuncaklarınız, ekibinizin eğitim seviyesi, vs) eğer müşteri deneyimi odaklı bir kurum kültürü oturtamazsanız bir adım ilerleyemezsiniz. Bunu için -mış gibi olmayan, kurumunuza özel, eğitimler, çalıştaylar planlamalısınız. Bu, bir yolculuk…

Beş Etkili Taktik:

Tek bir reçete yok. Perakende, otomotiv, bankacılık, telekom ya da sağlıkta aynı model birebir çalışmaz. Ancak müşteri odaklı kültür dönüşümü dışında etkili olabilecek örnek beş uygulamayı da sizinle paylaşmak isterim:

1) Müşteri anket skorunu bireysel prim tetikleyicisi yapmayın

En kritik adımların başında geliyor bu. Özellikle ön saftaki çalışanların gelirini tekil CSAT, NPS ya da “top-box” skoruna bağlamak, sistemi en hızlı bozan karardır. Bunu tamamen kaldırmak istemiyorsanız, anket skorunu doğrudan prim hesabına sokmak yerine sadece uyarı/sinyal mekanizması olarak kullanın.

2) Tek metrik yerine dengeli skor kartı kurun

CX’i ölçerken sadece “müşteri ne dedi?” diye bakmayın. “Ne yaptı?” ve “operasyonda ne oldu?” sorularını da sisteme alın. Örneğin servis tekrar ziyareti, şikâyet çözüm süresi, ilk temas çözüm oranı, tekrar arama, randevu sapması, teslim süresi, iptal oranı, şikâyet yoğunluğu, elde tutma ve gerçek tavsiye davranışı gibi göstergeler anketle birlikte okunmalı. X-data ve O-data kombinasyonu tam da bunun için değerli.

3) “10 verin” kültürünü açıkça yasaklayın

Bu sadece etik bir tercih değil, veri kalitesi politikasıdır. Çalışanlara ve yöneticilere şu netlik verilmelidir: müşteriden puan istemek, puan aralığını tarif etmek, “8 de kötü sayılıyor” demek, hediyeyle ya da telkinle yanıtı yönlendirmek kabul edilemez. Müşteriye anket geleceğini hatırlatabilirsiniz; ama doğru cevabı tarif edemezsiniz.

4) Olumsuz anketi cezalandırma değil öğrenme tetikleyicisi yapın

Olumsuz anket geldiğinde ilk refleks çalışana hesap sormak olursa, kurum dinlemeyi bırakır. Negatif geri bildirim ilk temasla savunulacak bir dosya değil, kök neden incelemesi başlatacak bir sinyal olmalıdır.

5) Yorumları skordan daha ciddiye alın

Yüksek puanla gelen olumsuz yorumlar çok kıymetlidir. Çünkü bunlar, müşterinin ilişkiyi korumak için puanı yüksek tutup gerçeği metin alanında anlattığı durumlardır. Otomotiv yayınlarında da yüksek skor ile eleştirel yorumların çelişebildiği açıkça belirtiliyor. Bu yüzden sözel geri bildirim, tema analizi ve kök neden kümeleri mutlaka yönetim raporlarına girmeli. Yorumlar için de tek bir kanala odaklanmayın. AI ile artık internetteki müşteri izlerini gerçek zamanklı takip etmek, anlamlı hale getirmek ve elbette ki içselleştirmek o kadar kolay ki, bu fırsatı realize edin. 5 Neden analizini bu alanda özellikle uygulayın.

Son söz

Müşteri deneyimi metriklerini çalışan primine bağlamak ilk bakışta çok mantıklı görünür. Çünkü niyet olumludur: çalışanı müşteriye daha duyarlı hale getirmek. Fakat iyi niyet, iyi ölçüm tasarımı demek değildir.

Bir kurum, müşteri deneyimini gerçekten ciddiye alıyorsa, müşteriden gelen puanı çalışan maaşının uzantısına çevirmeden önce şu soruyu sormalıdır: Biz deneyimi mi yönetiyoruz, yoksa cevabı mı?

Bu soruya dürüstçe cevap veremeyen her organizasyon, bir süre sonra aynı tuzağa düşer: skorlar yükselir, iç raporlar parlar, liderlik rahatlar ama gerçek müşteri sesi zayıflar. Ve otomotiv sektörü bize yıllardır aynı dersi veriyor: Müşteriyi yüksek puana alıştırmak, müşteri deneyimini iyileştirmek değildir. Veriyi bozmanın daha nazik bir yoludur.

Sevgili dostum otomotiv sektörü, sana söylüyorum; diğer sektördeki dostlarım, lütfen siz de üzerinize alın.

Siz ne düşünüyorsunuz? (Lütfen bu yazımı paylaşmayı ve Nord CX’i, Linkedin’de takip etmeyi atlamayın , patron çok kızıyor 😂)

Atasun Kaşbaş

Atasun Kaşbaş

Müşteri Deneyimi Stratejisti

25 yılı aşkın deneyime sahip Atasun Kaşbaş, Nord CX'in kurucusudur. Aynı zamanda Customer Institute direktörleri arasında yer almaktadır.CXM tarafından 2026'da dünyanın en etkili 150 CX profesyoneli arasında 7. sırada seçilmiştir. İstanbul Kültür Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde Customer Experience Management dersleri verdi. Sayısız CX yarışmasında jüri başkanlığı yaptı, yapmaya devam ediyor. Türkiye'nin ilk ChatGPT entegreli müşteri hizmetleri sistemini hayata geçiren yazarın güncel paylaşımları için LinkedIn profili ve CX Bulletin platformunu ziyaret edebilir, iletişime geçmek için email gönderebilirsiniz. Blogdaki diğer strateji yazılarımızı incelemeye devam edebilirsiniz.

Yorumlar

Avatar

or to participate

Bunları da beğenebilirsiniz