Boston Consulting Group'un (BCG) 2025 sonlarında yayınladığı en güncel raporuna göre tablo oldukça çarpıcı: Dünya genelindeki şirketlerin sadece %5'i yapay zeka yatırımlarından ölçeklenebilir, büyük bir değer elde edebiliyor. Geri kalan %60'lık büyük çoğunluk ise henüz somut bir getiri görebilmiş değil.

Peki, bu "elit %5" neyi farklı yapıyor? Cevap genellikle teknolojinin kendisinde değil, başarıyı nasıl ölçtüklerinde yatıyor.

Geleneksel metriklerle, kendi kendine karar alabilen yeni nesil "Ajan Yapay Zekaları" (Agentic AI) değerlendirmeye çalışmak, akıllı telefonu telgraf kriterleriyle kullanmaya benziyor. Gelin, yapay zekanın gerçek etkisini görmek için güncellememiz gereken o iki kritik metriği inceleyelim.

1. Ortalama İşlem Süresi (AHT veya ACHT): Artık ‘Daha Kısa’ Her Zaman ‘Daha İyi’ Değil

Yıllardır çağrı merkezlerinde altın kural belliydi: "AHT'yi (Ortalama İşlem Süresi) düşük tut, maliyeti düşür." Ancak yapay zeka çağında bu yaklaşım geçerliliğini yitirdi.

Yapay zeka artık rutin ve basit işleri (şifre sıfırlama, kargo sorgulama vb.) insan müdahalesi olmadan, saniyeler içinde çözüyor. Geriye ne kalıyor? İnsan temsilcilerin çözmesi gereken karmaşık, empati gerektiren ve doğası gereği daha uzun süren vakalar.

Dolayısıyla, çözüm oranlarınız düşmediği sürece, artan bir AHT aslında başarısızlık değil, yapay zekanızın doğru çalıştığının kanıtı olabilir. Çünkü temsilcileriniz artık kolay sorunlarla değil, daha çetin müşteri sorunlarıyla uğraşıyor demektir.

Sadece süreye odaklanmak yerine, verimliliği şu yeni metriklerle takip edin:

  • Temas Başına Niyet (Intents per Contact - IPC): Tek bir görüşmede kaç farklı sorunun çözüldüğü.

  • Niyet Başına AHT (AHT per Intent): Toplam süre yerine, her bir konu başlığının çözüm süresi.

  • Yapay Zeka Çözüm Oranı (AI Resolution Rate): İşlerin yüzde kaçını yapay zekanın tek başına sırtladığı.

  • Ajan Kullanım Oranı: Temsilcilerin, yapay zeka ajanlarının önerilerini ne sıklıkla uyguladığı.

2. İlk Temasta Çözüm (FCR): ‘Evet’ ya da ‘Hayır’dan Daha Fazlası

"Sorunu ilk aramada çözdük mü?" (FCR) sorusu uzun süredir endüstri standardıydı. Ancak bu "Evet/Hayır" yaklaşımı, günümüz müşterisinin beklediği deneyim kalitesini ölçmekte yetersiz kalıyor.

Teknik olarak bir sorun "çözülmüş" görünebilir, ancak müşteri bu süreçte yorulduysa veya sinirlendiyse, o müşteri risk altındadır. Unutmayın, tüketicilerin büyük çoğunluğu tek bir kötü deneyimde markayı terk etmeye hazır. Ayrıca, müşteriniz yapay zeka asistanından çok memnun kaldığı için başka bir konuda tekrar iletişime geçebilir; geleneksel FCR bunu "başarısızlık" sayarken, aslında bu bir güven göstergesidir.

Bu yüzden sadece sonuca değil, sürecin kalitesine odaklanan metrikleri devreye alın:

  • Duygu Durumu Değişimleri (Sentiment Shifts): Etkileşim sırasında müşterinin ruh halinin (örneğin; gerginden memnuna) nasıl evrildiği.

  • Niyet Tanıma Doğruluğu (Intent Recognition Accuracy): Yapay zekanın, müşterinin ne istediğini ne kadar hızlı ve doğru anladığı.

  • Çözüm Yolu Kalitesi (Resolution Path Quality): Müşterinin çözüme ulaşırken yaşadığı sürtünme (gereksiz aktarmalar, tekrarlar) seviyesi.

Sonuç: Tüm bu metrikler biraz fütüristik gibi görünse de temel ilke asla değişmiyor: Ölçemediğiniz Değeri Kanıtlayamazsınız.

Özellikle "Ajan Yapay Zeka" (Agentic AI) dönemine girerken, eski cetvellerle yeni dünyayı ölçmeye çalışmak, o %60'lık "değer göremeyenler" grubunda kalmanıza neden olabilir. Veriyi sadece geçmişi raporlamak için değil, geleceği optimize etmek için kullanmak en doğrusu.

Yorumlar

or to participate