Starbucks CEO'su Brian Niccol, Wall Street Journal CEO Council Summit'te yaptığı açıklamada, markanın geleceğini "kafe içi deneyime" odaklayarak şekillendirdiğini duyurdu. Bu strateji, işlem hacminin %40'ını oluşturan drive-thru kanallarına rağmen, Starbucks işlemlerinin yaklaşık %60'ının hala mağaza içi bir unsur içermesi gerçeğine dayanıyor. Niccol’un altını çizdiği gibi, bu yaklaşım markayı bilinçli bir şekilde farklılaştırıyor: "Şuna kesinlikle inanıyorum ki, alıp gitmek isteseniz bile, bunu ruhsuz bir deneyim yerine bir 'mekândan' yapmayı tercih edersiniz."

Bu insan merkezli stratejinin temelinde, markanın "dünyanın müşteri hizmetlerini tanımlayan şirketi" olma hedefi yatıyor. Niccol'a göre bu vizyon, özellikle baristalar ve müşteriler arasında kurulan kişisel ilişkilerle hayat buluyor ve bu da markayı rakiplerinden ayıran bir "topluluk bağlantısı" yaratıyor. Bu bağlantıyı güçlendirmek ve hizmet kalitesinde tutarlılığı sağlamak için şirket, çalışanlarına 500 milyon dolarlık bir yatırım yapıyor. Yıllık %50'lik çalışan devir oranının hızlı servis restoranları (QSR) için iyi bir rakam olmasına rağmen, Starbucks "perakendedeki en iyi iş yeri" olmayı hedefliyor. Mağaza liderleri arasındaki %20'lik daha düşük devir oranı süreklilik sağlarken, bu yatırım, 150 milyon dolarlık mağaza yenileme programı ve kahve yan ürünleri barının yeniden sunulması gibi somut adımlarla destekleniyor.

Starbucks kahve deneyiminde robotların kullanımını kesin bir dille reddediyor.

Starbucks'ın teknolojiye yaklaşımı, insan unsurunu değiştirmek yerine onu desteklemek üzerine kurulu. Örneğin, mobil sipariş sıralama teknolojisi, kafe içindeki müşterilerin hizmet kalitesinden ödün vermeden espresso bazlı içeceklerin operasyonel verimliliğini artırmak için kullanılıyor. Niccol, robotların kullanımını ise kesin bir dille reddediyor ve bu tür otomasyonun "deneyimin ruhunu ortadan kaldıracağını" savunuyor. Ona göre, "espresonun çekilmesini" ve "sütün buharlanmasını" izlemek gibi duyusal deneyimler, markanın premium ve zanaatkar kimliğinin kritik bir parçasıdır ve bu deneyim teknoloji ile ikame edilemez.

Editörün Yorumu: Starbucks'ın köklerindeki "kahveci" değerlerine bu dönüşü, yalnızca akıllıca değil, aynı zamanda günümüzün deneyim ekonomisinde zorunlu bir stratejik eksen kaymasıdır. Elbette, bu insan merkezli vizyonu binlerce mağazada tutarlı bir şekilde uygulamak büyük bir operasyonel zorluk teşkil ediyor. Ancak Starbucks'ın müşteri deneyiminde teknoloji ve insan bağlantısı arasındaki role dair net duruşu, diğer markaların da ders çıkarması gereken önemli bir stratejik netlik.

Yorumlar

or to participate